Beyin anlama aşıktır. Hayatın anlamsız olduğunu düşünmek bile ona bir anlam vermektir.
Yaşamın anlamı mı?
Yaşamda anlam mı?
Yaşamın anlamı, daha çok felsefenin ve teolojinin konusuyken, yaşamda anlam psikolojinin ilgi alanındaki konulardan biridir. Çünkü yaşamın anlamı ile kastedilen varlığın anlamı ve amacıdır. Evrenin neden var olduğu, bu varoluşun nasıl bir amacı olabileceği, neden hiçlik yerine bir şeyler olduğu gibi sorular büyük oranda yaşamın anlamı ile ilgilidir. Bu sorular daha çok evrensel, ontolojik ve felsefi sorulardır. Yaşamın anlamı ifadesiyle bütün insanlık için geçerli olabilecek nesnel (objektif) bir anlam anlayışı kastedilmektedir. Kozmik anlam olarak da ifade edilen bu yaklaşıma göre hayatın önceden verilmiş ve belirlenmiş bir anlamı ve amacı vardır.
Yaşamda anlam ise özneldir ve kişiden kişiye değişir. Evrensel olmaktan ziyade bireyseldir, fenomenolojiktir ve deneyimseldir. “Benim hayatımı anlamlı kılan şeyler nelerdir?” sorusuna odaklanır. Bu bağlamda yaşamdaki anlam kaynaklarının ne olduğu ile ilgilenir. Bu yaklaşımda, kozmik (evrensel) anlam sorusuna cevap aranmaz. Bunun yerine; aile, dostluk, sevgi, kariyer, toplumsal katkı ya da sanat gibi anlam kaynaklarını kullanarak hayatını anlamlı bir şekilde yaşamaya çalışır. Öznel anlam ya da şahsi anlam olarak adlandırılan bu yaklaşımda, kişi hayatı yaşamaya değer kılacak şeylerin peşindedir. Kendi anlamını kendisi yaratmaya çalışır.
Yaşamın anlamı, keşfedilmeyi bekler, dışsal aşkın bir kaynağa bağlıdır ve eylemlerimizden bağımsızdır. Yaşamda anlam ise keşfedilmekten çok inşa edilir ya da yaratılır. Bu noktada Frederic Lenoir, hayatın anlamını aramakla hayata anlam vermenin farklı şeyler olduğunu ifade etmektedir. Yaşamda anlam, günlük eylemlerimizin içinde saklıdır ve değişkendir. Aisha Imtiaz bu değişkenliği, “Hayat her aşamada anlamını değiştirir. Hangi koşullarda yaşadığımıza göre anlam değişir. Çevremiz hayatın anlamını detaylandırır ve belirler” diyerek ifade etmektedir. Yine Rahmi Öğdil de, “sürekli anlam ağları örüyoruz ve bu ağlar sürekli parçalanıyor ve yeniden anlam ağları örüyoruz” diyerek bu durumu veciz bir şekilde ifade etmektedir.
Yaşamda anlam ve yaşamın anlamı birbirine zıt kavramlar değildir; daha çok birbirini tamamlayan yapılar olarak nitelendirilebilir. Bu iki kavramın ilişkisine yönelik en büyük tartışma biri olmadan diğeri bizim anlam susuzluğumuzu giderip gideremeyeceği ile ilgilidir. Hayatın anlamını (kozmik anlam) keşfedememiş kişi, öznel anlamla (şahsi anlam) yetinebilir mi? Konu ile ilgili araştırmalar göstermektedir ki, büyük anlamı keşfedememiş ancak kendi anlamlarını yaratabilmiş kişiler de anlam hissiyle dolabilirler. Anlamlı bir hayat yaşayabilir, derin bağlar kurabilir ya da mükemmel sanat eserleri üretebilirler. Ancak buradaki sorun yaşanan anlamı temellendirme sorunudur. Bu noktada da yaşamın anlamı konusuna teist ve ateist görüş farklı bir şekillerde yaklaşmaktadır. Ateist veya natüralist yaklaşımların önemli bir kısmı, yaşamın herkes için geçerli objektif bir anlamının bulunmadığını ileri sürmektedir. Siz hayata ne anlam veriyorsanız, hayatın anlamı odur demektedirler. Hatta bunu Rorschach mürekkep lekesi testine benzetmektedirler. Bu testte belirgin bir şeyin görüntüsü yoktur. Teste bakan kişi ne görüyorsa odur. Teist görüşe sahip olanlar yani aşkın bir varlığa, yaratıcıya inananlar ise Tanrı olmaksızın nesnel olarak yaşamın anlamını temellendirmenin, onu ontolojik sarsılmaz bir zemine oturtmanın mümkün olmadığını belirtirler. Yani Tanrı, anlamın var olabilmesi için imkân koşuludur ve nesnel anlamın zorunlu nedenidir. Bu görüşe göre Tanrı olmaksızın kişinin kendi ürettiği anlamlar, odadaki anlamsızlık filini görmezden gelebilmek için geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Anlamsızlık gibi ağır bir yükü taşımak herkes için zordur. Dolayısıyla kişi nesnel bir anlama ulaşamadığında, bu bunaltıyla baş edebilmek için yapacağı her şey bir oyalanmadan ibaret olarak görülmektedir. Söz konusu öznel anlam kaynakları da bir anlam anestezisi ya da emanet anlam işlevi görebilmektedir. Yani özetle, sonsuz boşlukta kaybolmayacak, zamanın dişlileri arasında ezilmeyecek, ölümle yok olmayacak bir anlam ancak bir yaratıcıyla, bir sonsuz bilinçle mümkün olabilir. Hayatlarında pek çok başarı elde etmiş, saygınlık kazanmış ve yaşam zenginlikleri yüksek olan bazı insanlar, ürettikleri öznel anlamların susuzluklarını gidermediğini dile getirmiştir. Onlara göre bu anlam kaynakları, hiçlik düşüncesinin doğurduğu karanlığı bütünüyle aydınlatamamaktadır. Örneğin Byung-Chul Han, “hiçbir anlam zamanı tutamıyor” demektedir. Yine Rus yazar Lev N. Tolstoy da “Bugün yaptığım, yarın yapacağım şeyin sonucu ne olacak. Bütün hayatımın sonu ne olacak? Ne için yaşıyorum? Ne için arzuluyorum? Ne için çalışıyorum? Hayatın, kaçınılmaz olan ölümle yok olmayacak bir anlamı var mıdır?” diyerek bu konuda yaşadığı sancıyı söze dökmüştür.
Burada şu da akıllara gelebilir. Öznel anlam kaynakları iyi oluşu artırıyor, duygusal doyum sağlıyor ve işe yarıyorsa objektif anlam olmaksızın da hayatı sürdürmek mümkün değil mi? Elbette mümkün hatta kimi zaman yalnızca yaşamda neden var olduğunu ve hayatın amacının ne olduğu biliyor olmak yani objektif anlam da tek başına esenlik ve iyi oluşumuz için yeterli olmayabilir. Kendi üreteceğimiz anlamların da ayrı bir değeri ve önemi vardır. Bu noktada bir şeylerin işe yaramasından ziyade “İşlevsellik mi yoksa mutlak hakikat mi daha önemli?” sorusu zihinleri meşgul etmeye devam edecektir.
Psikiyatr Erol Göka’ya göre, teist görüşe getirilen başlıca eleştirilerden biri de bir yaratıcıya inananların anlamı paket olarak oldukça ucuza aldıkları yönündeki düşüncelerdir. Ancak Göka, alemin bir yaratıcısı olduğuna inanmayanların “Hayatın anlamı yok” diyerek en kolay ve kestirme cevap hakkını ellerinde bulundurduklarını ifade etmektedir.
Bütün bu tartışmaların ötesinde, ister nesnel ister öznel anlamdan söz edelim, anlamın insan yaşamındaki merkezi rolü tartışmasız görünmektedir. Sözlerimi Carl G. Jung’un sözleriyle bitirelim. Jung, “Hayatı dolu dolu yaşamayı engellediği için, anlamsızlığın bir hastalıktan farkı yoktur. Birçok şeyi belki de her şeyi katlanılır hale dönüştüren anlamdır” der.
Anlamlı ve amaçlı bir hayat yaşamanız dileğiyle…























Users Today : 135
This Month : 3180
This Year : 32112
Total Users : 95301
Who's Online : 5